Ayaklarımızı Örtmeden Uyumak Neden Daha Rahattır ?

<script async src="https://pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js?client=ca-pub-1099843763188771"
crossorigin="anonymous"></script>
<!-- AnasayfaUstPC -->
<ins class="adsbygoogle"
style="display:block"
data-ad-client="ca-pub-1099843763188771"
data-ad-slot="3419208900"
data-ad-format="auto"
data-full-width-responsive="true"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script>

Yorucu bir günün ardından nihayet uyku vakti geldiğinde, rahat pijamalarınızı giyer ve sonra yatağa girer, soğuk battaniyeye sarılır, uykuya dalmadan hemen önce başınızı yumuşacık yastığınıza gömersiniz. Fakat farkına bile varmadan ayaklarınız battaniyenin konforunu çıkarmak yerine daha serin bir ortam tercih ederek gizlice dışarı çıkar. Bu durum hemen hemen her insanın başına gelen bir senaryodur. Meraklı ve bilimsever insanlar ayaklarımız çarşafın dışında olduğunda neden daha rahat uyuyabildiğimizi merak etmişsinizdir.

Soğuma

Yorulduğumuza ve artık vücudumuz uyumaya hazır hissettiğinde, bizim dinlenmemiz için bir dizi fizyolojik değişiklik başlatır. Bu fizyolojik değişikliklerden biri de vücut ısısıdır. Uyuduğumuzda daha soğuk halde oluruz.

İnsanlar sıcak kanlı canlılardır ve bilimsel olarak homeoterm olarak adlandırılırlar. Homeotherm kelimesi iki parçadan oluşur ve yunan dilinde; Homeo  ‘aynı’ ,  term ‘sıcaklık’ demektir. Bu nedenle, genellikle ortam sıcaklığının üzerinde, sabit bir vücut sıcaklığını koruyan hayvanlar, homeotermik veya sıcak kanlı hayvanlar olarak bilinir. İnsanlar, hücrelerimizin ve dokularımızın düzenli çalışabilmesi için ideal sıcaklık olan yaklaşık 36,8 ± 0,5 °C (98,2 ± 0,9 °F) vücut sıcaklığını korur.

Homeotermi, dışarıdan etkilenmeden sabit iç vücut sıcaklığı sağlayan bir termoregülasyondur. Bu iç vücut sıcaklığı sıklıkla yakın çevreden daha yüksektir ama böyle olmak zorunda da değildir. Homeotermi sıcakkanlı hayvan türlerinde görülen üç farklı termoregülasyon tipinden biridir. – Vikipedi

Bu sıcaklık, vücutta metabolik süreçler tarafından üretilen ısı ile korunur ve termoregülasyon yoluyla dış sıcaklığa göre düzenlenir. Dışarısı aşırı derecede çok sıcak olsa bile, beyindeki ve vücuttaki termoregülasyon süreçleri aşırı ısınmamamızı sağlayabilecektir. Vücut derhal terlemeye başlar ve ter buharlaşırken ısı alacağından vücut ısısını düşürür. Kan damarları kanı, besinleri ve oksijen gibi gazları taşır, ancak aynı zamanda ısıyı da taşırlar. Sıcak olduğumuzda, kan damarları genişler ve deriden daha fazla ısının kaybolasına olanak sağlar. Kollarımızı sıvamak veya daha rahat nefes alabilen büyük gözenekli kumaşlardan yapılan kıyafetleri tercih etmek bu olaya yardımcı olacaktır.

Üşüdüğümüzde ise bu olayların tam tersi olur. Kan damarları genişlemek yerine büzülür, ısı üretmek için kaslarımız hızlıca hareket eder yani titreriz ve davranışımız daha sıcak giysiler giymemize ve sıcak ya da sıcak ortamlar aramamıza sebep olur.

Bütün bunlar beyinde küçük bir bölge olan hipotalamus tarafından kontrol edilir. Hipotalamus, termoregülasyonun kontrol merkezidir. İç vücut sıcaklığı ve ortam sıcaklığı ile ilgili tüm bilgileri alır, şifresini çözer ve yapılması gereken değişiklikleri yapar. Fizyolojik değişikliklere neden olan hormonları salgılama emri verir ve davranışlarımızı değiştiren sinirsel sinyaller gönderir.

Hipotalamus ayrıca sirkadiyen merkezden, hipotalamik suprakiazmatik çekirdeklerden bilgiler alır. Beynin bu küçük alanı , vücudun 24 saatlik dahili aydınlık ve karanlık döngüsü olan sirkadiyen ritmimizi kontrol eden bir dizi çekirdekten oluşur . En uyanık hissettiğimiz zamanı ve aynı zamanda ne zaman uyumamız gerektiğini kontrol eden sirkadiyen ritmimizdir. Ayrıca, bizi en etkili şekilde uykuya sokan bedensel koşulları kontrol eder.

Sirkadiyen ritim; dünyanın kendi ekseni etrafındaki 24 saatlik yolculuğu sonucunda ortaya çıkan canlılar üzerindeki biyokimyasal, fizyolojik ve davranışal ritimlerin tekrarıdır. Kısacası; vücudumuzun biyolojik saati olarak da tanımlayabiliriz.

Ayaklarımız ve Uyku

Kısaca insan vücudu ve sıcaklık dengelerinden bahsettikten sonra nihayet uyku kısmına geçebildik.

Uyumaya hazır olduğumuzda meydana gelen ilk fizyolojik değişikliklerden biri vücut ısımızdır demiştik daha önce. Yapılan bazı araştırmalar neticesinde, başımızı yastığa koymadan daha önce vücut ısımızın düşmeye başladığını ve derin uykudayken 1 ila 2°C kadar ısımızın azalabildiğini biliyoruz. Bu durum neden daha serin ortamlarda uyuma eğilimimizin olduğumuzu da açıklıyor.

Ayaklarımız konusuna gelince, eller gibi ekstremiteler de vücuttan ısıyı dışarıya aktarmak için önemlidir. Isı alış verişine izin veren kan damarlarıyla ve ayrıca ellerimizi soğuk suya sokmamıza izin veren hareketlilikleriyle iyi bir şekilde beslenirler, örneğin geniş yüzey alanları onları önemli ısı eşanjörleri yapar.

Ekstremite; Latince kollar ve bacaklar anlamına gelir, üst ekstremiteler ve alt ekstremiteler olmak uzere ikiye ayrilir. Üst ekstremite kollar alt ekstremite bacaklardır.

Ellerimizi ve ayaklarımızı kanla besleyen kan damarlarında arteriyovenöz anastomoz adı verilen yapılar bulunur. Bu, iki ayrı yol arasındaki bir köprü gibi, iki kan damarı arasındaki bir bağlantıdır. Bu anastomoz, belirli bölgelere kan akışını artırmaya yardımcı olurken, kanın alınması için şantlar veya alternatif yollar olarak hizmet eder.

Ayrıca ayaklarımız bazı insanlar hariç genelde tüysüzdür. Kıllar bir yalıtkan görevi görmedikçe vücuttan ısı kolayca atılabilir.

Özetle; rahat uyuyabilmek için vücudun daha soğuk bir sıcaklığa düşmesi için ısı kaybetmesi gerekir. Ortam sıcaklığı daha yüksek, ortam sıcaklığından yaklaşık aynı veya biraz daha soğuk olduğunda, vücudumuz oldukça ısınır ve ihtiyaç duyduğumuz ısıyı atamaz, bu nedenle ayaklarımızı ve ellerimizi vücudun daha hızlı kaybedebileceği bir ortama girmesini isteriz ki rahat uyuyabilelim.

YORUMLAR

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak.